>

Yves Rocher Organik Vanilya Duş Jeli









Vanilya kokusu kişiden kişiye çok değişkenlik gösteren bir zevktir.  Aynı zamanda tenden tene de değişiklik gösterdiği doğrudur.


Vanilya genel olarak esmerlerin kokusudur.  Bu yüzden benim de neredeyse kullandığım her parfümün içinde vanilya kokusu olmuştur. 


Bu durum sadece parfümlerimle sınırlı değil tabi ki, vücut bakım ürünlerimde de vanilyalı serileri kullanmayı tercih ediyorum Bu konuda e nulaşılabilir iki marka Yves Rocher ve Body Shop. 
Bu ikisi arasında tercih yapmak gerektiğinde ise, söz konusu vanilya olduğunda kesinlikle ilk tercihim Yves Rocher. 


Sanırım 2007 yılından beri ben banyoda - genel olarak- Yves Rocher vanilya serisini kullanıyorum. Elbette ara verdiğim yeni ürün denediğim oluyor ama yine de hep Yves Rocher Vanilya bir yedeğim mevcut oluyor. 


Eski seri " Vanille Bourbon" idi. Yeşil yuvarlak kapaklı şişelerle piyasadaydı. Yanılmıyorsam geçtiğimiz sene bütün banyo serisi yenilendi ve "Organik" olarak değişti.  


Benim elimde hala eski seri ürünler bulunuyor ve onları kullanmaya devam ediyorum. Ancak duş jelinde yeni seriye geçtim. 
Aralarında herhangi bir koku farkı yok, ki bu benim için olumlu bir durum oldu. 


Ben duş jelinden çok fazla beklentisi olan bir insan değilim. Çünkü asıl temizlik için "sabun"a inanan bir bünyeyim.
Benim için duş jeli nemlendiren ve güzel/kalıcı bir kokuya sahipse yeterli oluyor. Yves Rocher'da bu işi oldukça iyi yapıyor. 
Ben tek başına temizlik amacıyla kullanmadığım için bu konuda başarısı hakkında bir şey diyemeyeceğim. 
Ama kalıcı koku ve nemlendirme konusunda çok başarılı.


Ürün üzerinde aaıldıktan sonra 6 ay içinde tüketilmesi öneriliyor. Zaten muhtemelen 6 ay içinde bitecek bir ürün ama arada farklı ürünler de kullanıyorsanız, önerilen sürede bitmese de ürünün kıvamında ya da kokusunda en ufak bir bozulma olmuyor.


Ben vanilya serisinin; Peeling, Vücut Losyonu, Sabun ve Parfümünü de kullanıyorum. İlk fırsatta onlardan da bahsetmeye çalışacağım.


Ürün 400 ml boyutunda ve yanılmıyorsam 19.90 a satılıyor. 
Yves Rocher'un banyo serisinin tek kötü özelliği hiçbir zaman indirime girmiyor. 


Şehrinizdeki Yves Rocher mağazalarından ya da Yves Rocher İnternet Sitesi 'nden online olarak alabilirsiniz. 

Keyifli haftasonları!

Dar Alanda Geniş Yaşamlar



Dar yaşam alanına .zipli çözüm önerileri.

Günlerin Köpüğü: Altta Kalan Kol Sendromu



İlişkinin en kritik "altta kalan kol sendromu"nun tepkiye sebep olduğu dönemdir. 


Aylardır sana sarılıp uyuyan adam, bir anda "off kolum ağrıdı kolumu çekeyim, başını kaldır"  moduna girer, bir de suratını eşite ekşite çeker o kolu. [Sanki zorla yatırdık yanımıza, kalk git lan kanepeye demek gerekir aslında ya neyse]


İlişki "ben sadece sana sarılıp uyumak istiyorum"dan, "ben yatağımda geniş geniş yatıp uyumak istiyorum"a evrilir. 


İlk aylar, "gel başını omzuma yasla" der adam. 
Ensenin altından geçen koluna boynunu dayarsın. 
Nedense tam o an daha bir sokulma ihtiyacı hissedersin. [Bence kadının bir kol-kanat altına girince uysallaşıp/kedileşme durumu var.
 Kesinlikle evrimin ilk dönemlerinde erkek gidip öküz avlarken kadın mağarada ya da kovukta falan beklediğinden iki türde de mutatif bir durum oluşmuş. Yerleşik genlerde varr bu ikisi. Her adamın içinde gizli bir öküz, her kadının içinde de "benim beyim yapar" halet-i ruhaniyesi var. ]
Velhasıl, adam dirseğinden kolunu omzuna düşürür, hatta daha da sıkar sarılır. 
Yüzde bir gülümseme.....Kadından kediliğe geçiş.
O adamın kolu sabaha kadar kadının başı altında adeta asfalt olur. Ancak sabah o adam hala hiç kıpırdamadan, sana sarılmış, tek kolunu kaybetmiş ama mutlu bir biçimde uyanır.


***


İlişkide bir kaç ay sonra.
Ensenin altındaki kol bir süre sonra uykuya geçişte kıpırdanmaya başlar. Gözleri açtığında gülümser ve kıpırdanmayı bırakır. Ama o an muhtemelen "kolu nasıl alsam" sorununa çözüm bulma çabasıyla uyuyamaz bile. O an sen uyuyorken, ense altındaki kol sahibi, soğuk soğuk terleyip gözlerini ağlamaklı çaresiz yanınızda huzursuz kol sendromu yaşamaktadır.
Lakin henüz ilişki 3. aşamaya evrilemediğinden kolu geri istemeyi göze alamaz. 


***


Son evrede kedi/kadın başını adamın omzunda konumlandırır. Ancak bu oldukça kısa sürer.
Yaklaşık on-on beş dakika sonra malum replik "off kolum ağrıdı kolumu çekeyim, başını kaldır" gelir. 


Bu nokta işte ilişkide erkeğin kadını irdelediği ve varlığının sıradanlaştığı/ alışıldığı dönemin işaretidir.
İş buraya geldikten sonra, kadın paranoyaklaşmaya başlar.


Neden bana sarılıp uyumuyor?
Neden bana sırtını dönüyor?
Artık sevmiyor?
Artık istemiyor?
Artık özlemiyor?
Artık........?
.........
...
..
Başkası...?


İlişkinin en zorlu dönemi başlar!


İşte ilişkilerdeki bu sıkıntıyı tasarımcılar da yaşadığından olsa gerek; "aga bu kadar şeyi hallettik de bizim kol ne olacak" deyip işe el atmışlar.


Sadece o altta kalan kol değil, bir de gece üşüyen kadının soğuk ayağının bacağa değme anının şokunu tek bir üründe çözmüşler. 




İlişkide ileriyi görebilen erkekler için daha ilk günden eve girerek ilişkinin ömrünü uzatacak bu yatak.
Buraya da yazıyorum.


***


Ha en güzeli, aylar aylar aylar geçtikten sonra bile hala, tek bir gece bile sırtını dönmeden -sarılıp uyuyan, her sabah tek kolu uyuşmuş da olsa gülümseyerek uyanan sevgilidir.
Bir tanedir.
Candır.:)

[Sevdiğim Tadlar#2] Akevitt (a.k.a Aquavit) Özetle [ Norwegian Sprite]



Başlarken;
Sanıyorum tek eksiğimiz "sevdiğim tadlar" başlığıydı. Ben de o eksik kalmasın dedim. 
Binboa Strawberrypink ile başlayan "alkollü tadlar"  yazısı "alkolün güncesi"  şeklinde devam etsin dedim. 






Akevitt (turistik adıyla Aquavit) Norveç'e yolu düşen herkesin tattığı içkidir. 
Ha siz bu topraklarda ya da daha egzotik olmadı daha elitist mekanlarda/ülkelerde bir çeşit likörler tatmış bunu da adına Aquavit demişsinizdir ya da bunu sunan böyle tanıtmış olabilir. 


Fakat nasıl ki bugün bir mekana girip içtiğiniz herhangi bir votka(ki Smirnoff/Absolut statüsü de buna dahil olmak üzere), Moskof'un arka sokaklarındaki gizli meyhanelerdeki lezzetle aynı değilse, Akevitt de Norveç'te içtiğinizle aynı değildir.


Bir kere adı bile erozyona uğramıştır. Akevitt en şekilli haliyle Aquavit'e evrilmiştir. 


Akevitt'in tarihi karanlık iskandinav topraklarında 1400lere kadar uzanıyor. Belki de daha eskiye olabilir tabi ama bulunabilen en eski kaynak 1500lerde kaldığı için tam bir keşif hikayesi yok.


En azından o günlerden güncel formuna evrilme hikayesi ulaşılabilir durumda. 


Güncel formuna evrilmesi ise biraz "Lucky Strike efsanesi" tadında.


Akevitte dair en eski belgede Norveç'teki Roma Katolik Başpiskoposunun "kendisine her türlü hastalığını tedavi edecek Akevitt [aqua vitæ ] sunulduğunu" ifade ettiği mektubudur. Bu mektuptan sonra halkta bir Jæger tadında, akevittin şifalı bir içecek olduğu inanışı yayılır. 
Bu yüzden de iskandinav toprakları dışında; Aquavit [aqua vitæ = hayat-hayatın suyu] olarak, İskandinav coğrafyasında Akevitt, Orjin olan Norveç'te ise Norwegian Sprite olarak anılır.






Akevitt etil alkolden damıtılan, bu işlem sırasında tahıl ya da patates kullanılan ve alkol oranı %38 ile %45 arasında değişen [optimumu %42'dir] bir çeşit likör.İçki damıtım aşamasında genel olarak baharatla aromalandırılıyor. Orijinali aroma baharatı frenk kimyonu ancak farklı varyasyonlarda; [Norveç dışı] kişniş, rezene, dere otu gibi keskin baharatlarla da aromalandırılır. 
Damıtım sonrasındaki jerez ile aromalanma kısmı bir işin Lucky Strike kısmı.


1900lerin başında Norveçli "balıkçılar değil hayır:)" akevitt üreticileri içkilerini uzak diyarlara, -Avustralya'ya- götürmeye karar verir. Ancak işçiler akevitti yanlışlıkla Jerez fıçılarına koyarlar. Yolculuk tamamlandığında üretici içkileri teslim edemeden ölür. Bunun üzerine kaptan bütün fıçıları alıp tekrar Norveç'e döner ve firmaya teslim eder. Ancak bu ekvatoru iki defa geçme sırasında, süre + sarsıntı etkisiyle Akevitt Jerez'in aromasını alır daha doygun bir likör halini alır.  Bundan sonra Akevitt bugünkü formatını alır.









Günümüzde ise bu hikayeyi en güzel Wilhelmsen kullanmaktadır.




Her yıl içkilerin Avustralya'ya bir gemi ile gönderip ekvatoru iki kez geçirmekte ve bu geçişlerin tarihleri vs. her bir şişeye tek tek işlenmektedir. Tabi turistik olarak Akevitt'in bu olgunlaşma yolculuğuna bu gemide eşlik etme şansı da tanınıyor. Tabi meblağa olarak seni, beni, özetle bizleri aşan cinsten. :)


Velhasıl;


Akevitt biraz insana benzer; olgunlaşma yolculuğu zorlu ve uzundur. Doğru içildiğinde "bilge bir büyük  gibi" sizi rahatlatır. Yediğiniz yemeği de kazıkları da sindirmenizi kolaylaştırır. :)
Bu özelliğinden dolayı özellikle kutlama, noel yemeklerinin ve zengin balık menülerinin, özetle Norveç'te yenilecek akşam yemeğinin fix eşlik edenidir. 






Norveç'te en güzeli nerede içilir?


1) Carl Johans Gate,  To Rom Og Kjøkken Restorantında [Trondheim'da] -ki burada Akevitt kesinlikle "Laksetataki" eşliğinde denenmelidir. Ara sıcak olarak da Kyllingvinger ya da Grillede scampi  miss olur.:) -

2) Baklandet Skydsstations Restorant [Trondheim'da] 

3) Klostergarden Farmhouse (Trondheim'in kuzeyinde Tautra adasında, bizim "butik otel" konseptinde bir çiftlik] 

4) Ve tabi ki Oslo'da Fyret. (ucuz ve ulaşımı kolay [Karl Johans Gate].


Son olarak; 
Yanında  røkt laks  ya da Norveç mutfağının geleneksel baharatlı kuzu etinden yapılan yemeği, Pinnekjøtt tercih edin. Ama damak tadı ve midenizin ilk şokunu yaşamak istemiyorsanız, Laksetataki en idealidir.


                                                                                                             Bon Appetit:)

Bizim Buralarda 27 Ölümün Değil Doğumun Yaşıdır!



Babaannem 27 yaşında, BABAMı doğurdu.

Anneannem 27 yaşında ANNEMi doğurdu.

Annem 27 yaşında, BENi doğurdu.

Ben 27ye 2 kala; değil bir gerçek bir bebeğin sorumluluğunu almak; sanal bebeğin bile mamasını vs unutup öldürecek bencillikteyim.

Stabil 27 yaş geninin bile mutatif haliyim.

Sahi ben neyim?